

%100
Güvenli Alışveriş

1 İş Günü İçerisinde
Kargoya Teslim

14 İş Günü İçinde
Ücretsiz İade!
Bizi Tavsiye Edin Hem Siz Hem Arkadaşınız Kazansın
İstanbul Ofis
Gölşehir Evleri B-3
Büyükçekmece/İSTANBUL
WhatsApp Hattı
Çalışma Saatleri
Hafta İçi: 10:00 - 17:00




Günün ilk ışığı, yalnızca yeni bir sabahın habercisi değildir. Sabah güneşi, insan bedeninin doğayla yeniden hizalandığı en sakin ve en etkili zaman dilimidir.
Yüzyıllar boyunca insanlar güne gün ışığıyla başlamış, beden ritmini güneşin doğuşuna göre ayarlamıştır. Bugün modern yaşam bu bağı zayıflatmış olsa da, bilim ve kadim gözlem aynı noktada buluşur: Sabah ışığı, beden için doğal bir dengeleyicidir.
Güneş doğarken yayılan ışık, günün ilerleyen saatlerine göre çok daha yumuşaktır. Bu ışık, gözü rahatsız etmeden beyne ulaşır ve bedene “gün başladı” sinyalini verir.
Bu sinyal, yalnızca görme ile ilgili değildir; hormonlardan sinir sistemine kadar birçok süreci etkiler.
Sabah güneşiyle temas, bedenin sirkadiyen ritmini yani iç saatini ayarlamaya yardımcı olur.
Beyindeki hipotalamus üzerinden hormon sistemine iletilen bu ışık bilgisi sayesinde:
Bu geçiş ne kadar dengeli olursa, gün içindeki enerji dalgalanmaları da o kadar azalır.
Sabah ışığı, gözün retinasına sert olmayan bir uyarı olarak ulaşır. Bu uyarı, sinir sistemiyle bağlantılı olan vagus siniri üzerinde sakinleştirici bir etki oluşturur.
Beden bu sayede şu mesajı alır: “Güvendesin, acele etmene gerek yok.”
Bu durum zihinsel berraklığı artırırken, günün stresine karşı daha dirençli bir başlangıç sağlar.
Doğal gün ışığı:
Düzenli şekilde sabah ışığı alan bedenin, mevsim geçişlerine ve günlük yorgunluğa daha kolay uyum sağladığı gözlemlenmiştir.
Kadim öğretiler, insan bedenini ışıkla iletişim kuran bir sistem olarak tanımlar. Modern bilim de bugün ışığın yalnızca görsel değil, biyolojik bir bilgi taşıyıcısı olduğunu kabul eder.
Beynin orta hattında yer alan epifiz bezi, uyku–uyanıklık döngüsünde önemli rol oynar. Özellikle gün ışığına duyarlıdır ve melatonin salgısıyla ilişkilidir.
Eski kültürlerde bu merkez, iç ritim ve farkındalıkla bağdaştırılmıştır.
Hipofiz bezi, endokrin sistemin düzenleyici merkezidir. Birçok hormonun salınımını koordine eder ve bedendeki dengeyi yönetir.
Göz yoluyla alınan ışık bilgisi, dolaylı olarak bu merkezlere ulaşarak bedenin genel ritmini etkiler.
Göz yalnızca görmek için değil, ışığı bedene zaman bilgisi olarak iletmek için de çalışır.
Sabah gün ışığıyla birlikte:
Bu yüzden eski kuşaklar, “Sabah güneşini görenin günü bereketli olur” demiştir.
Sabah güneşiyle temas, doğrudan uzun süre güneşe bakmak anlamına gelmez. Güneş doğarken açık havada bulunmak, ufka ya da gökyüzüne bakmak bu etki için yeterlidir.
Her şeyde olduğu gibi, ölçü ve denge esastır.
Modern hayat hızlandıkça, bedenin doğal ritmiyle kurduğu bağ zayıflıyor. Oysa çözüm çoğu zaman karmaşık değil; sadece sabaha biraz ışık eklemek kadar basit.
Doğa, acele etmeden uyandırır. Beden de bu çağrıya her zaman hazırdır.

Günümüzde insanlar, özellikle de çocuklar, zamanlarının büyük kısmını kapalı eğlence alanlarında ya da evde ekran başında geçiriyor. Ah… Bizim çocukluğumuz böyle miydi?
Toprağa basmadan, rüzgârı hissetmeden, üşüyüp ısınmadan geçen bir hayat normalleşti. Oysa insan, doğanın içinde büyüyerek dengede kalır.
Bizim hafta sonlarımız genelde böyledir. Soğukta da sıcakta da…
Toprak tencereyi aldık, açık ateşte pişirdik yemeğimizi. Ruhum bir Kızılderili…
Odun ateşinde pişenin lezzetini yiyen bilir. Doğada karnını doyurmanın hissini de yine yaşayan bilir.
Genelde doğaya mangal için çıkılır ya; bir de başka şeyler deneyin. Ateşi sadece et için değil, muhabbet için yakın.
Çocuklar gelen köpeklerle oynadılar. Koştular, dolaştılar. Üşüdüler, ısındılar.
Olması gerektiği gibi…
Doğa çocuğu sıkmaz. Doğa çocuğu kendine getirir.
Bugün doğa, çoğu insanın konfor alanının dışında kaldı. “Ben ağaç, ot sevmem” diyenler var.
E be mübarek… Sen bu kâinatın bir parçası değil misin?
İnsanı mutsuz eden çoğu şey, aslında ondan kopuşun sonucudur.
Doğadan uzaklaştıkça doyumsuzluk artar, yaklaştıkça kalp sakinleşir.
Çıkın… Bir karışın şu kâinata.
Göğe bakın. Batan güneşin heybetini seyredin. Ve o heybeti verene şükredin.
Bastığınız toprak; yedi kat, ayrı ayrı ama tek bir ahenk içinde döner.
Hissedebiliyor muyuz peki? Ne muazzam bir sistemdir bu…
Göremediğiniz ama sizi saran, doğadan yayılan ve sizinle bütünleşen o his… İşte insanı insan yapan da odur.
Biz büyük işler yapmıyoruz. Sadece unutmamaya çalışıyoruz.
Unutulanı hatırlatmak, hatırlayanlara vesile olmak niyetiyle…

Yaşayan Çiftlik, doğanın binlerce yıllık bilgisini bugünün kalbiyle buluşturan bir yaşam yolculuğudur.
Her çiçek, her ot, her ağaç, toprağın bağrındaki her filiz, her yağmur damlası, her kar tanesi, doğan batan güneş, esen rüzgar, ayın büyüsü bizim için bir öğretmen, bir rehberdir.
Ürünlerimiz sadece karışımlardan ibaret değildir; doğanın sesini, nefesini ve şifasını taşıyan küçük nimetlerdir.
Kazanımız, doğadan topladığımız bitkilerin bir araya gelip özünü sunduğu doğanın öz suyudur.
Sepetimizdeki her çiçek topraktan gelen bir teşekkür, bir emanet olarak kabul edilir.
Yaşayan Çiftlik’te her ürün; el emeği, sevgi, özen ve doğaya duyulan saygıyla hazırlanır.
Toprağın nefesini duyar, rüzgârla birlikte hareket eder, güneşin ışığında üretiriz.
Ürünlerimiz yaşayan bir hikâyenin parçasıdır;
doğadan doğar, doğayı korur, insan ruhuna şifa taşır.
Yaşayan Çiftlik – Doğanın ritmi ile yaşayan, kalpten gelen şifa.
Gülcan Özsoy, Kurucu
© 2025 ikas Mağazası. Tüm Hakları Saklıdır
